22 Şubat 2015 Pazar

Öğretmen Öğrenciye Dönüşebilir mi ?


Baştan aşağı bir değişim yaratarak , biraz cesur davranarak, kafamızdaki bütün soruların cevabını çözerek neden biz de yapamayalım.






Emektar eğitimci Scott Henstrand, her gün Brooklyn Ortak Bilimleri Ortaokulundaki tarih sınıfına girer, tahtaya birkaç tane konuşma konusu yazar, daha sonra 11-15 yaşları arasındaki öğrencilerin arasında boş bir sıraya oturur. Onların yaptığını yapar ve konuşmak için onlar gibi parmağını kaldırır.

20 yıllık kariyerinin çoğunu, bir sınıfın yöneticisi olarak, bir öğretmenin en bilindik, aşina rolünü oynadı. Bu yeni yapıya olan yönelme aşamalıydı ve öğrencilerin yaşlarına bakmaksızın temel ihtiyaçlarının paylaşımının gözlemlenmesiyle ortaya çıktı. “Hepsi hayatlarının yükümlülüğünü, idaresini ellerine almak ve yaptıklarının bir anlamı olduğunu hissetmek istediler.”

Nihayet şimdi bulunduğu okuldan memnundu. Ki burada derecelendiren başarı sınavları yerine performans bazlı değerlendirme ve deneysel öğrenme mevcuttu. Daha da önemlisi, öğrenciler (Bu öğrenciler daha çok farklı milliyetlere sahip, düşük gelirli ailelerden gelen, aileleri liseyi bitirememiş karışık gruplardan oluşuyordu.) okulun karar verme komitesinde yer alıyorlardı ve öğretmenlere yaratıcı olmaları, eşitlik mertebesinde çeşitli derecelendirme hakları veriliyordu.

2009’da Henstrand bu tanınan özgürlüğün geliştirilmesi fırsatını kullandı. Temel varsayımları sınayan bir fizik sınıfında oldu bu, özellikle öğretmenlerin geleneksel olarak bilgiyi aktardığı, öğrencilerin bilgiyi hevesle özümsediği ve öğretmenlerin öğrencileri yargılayan yani sorgulamanın olmadığı yargıç oldukları bir sınıfta. “Bu, iktidar mücadelesi olan ve direnişçi bir yapıya neden olur.” dedi.

Bunun yerine, öğrencilerin çözmeleri için problemler verdi. Çocukların oyuncaklarla ve oyun alanı donanımlarıyla nasıl etkileştiğini analiz ederek onları fizik hakkında öğrenmeleri için zorladı. Daha önce etkili yetenekler sergilemiş olan öğrencileri eksikleri olan arkadaşlarına yardım etmeleri için seçti. Öğrencileri aynı zamanda kendileri ve arkadaşları hakkında yeni şeyler öğrenmeleri için cesaretlendirdi.

“Bu, öğrencileri sorumluluk almaya yönlendirdi.” dedi. Birçoğu kendini fizik dersinden hoşlanırken buldu ve Henstrand daha az stres yaşadığını belirtti fakat hala öncü roldeydi.

2012’de bu değişti, yeni bir ‘Büyük Tarih’ adlı ders ismi duyduktan ve okulunda bunun rehberliğinin yapacağının iznini aldıktan sonra (dünyada 100’den fazla sınıf bunu kullanıyor). “Tarihe değişik bakış açılarıyla bakıyoruz; sıradan düz bir müfredatı takip etmek yerine, öğrencilere insan ırkını, evren oluşumu içinde açık uçlu fırsatlar tanıyarak düşünmelerini sağlıyoruz. Geniş, temel bir içerik bilgisini ve ortak bir öğrenme ortamında gelişimini amaçlıyoruz. Biz tarihe öğrencilerin inanması gereken bir olay örgüsü olarak bakmıyoruz.” diyor Henstrand. “Tersine, fikirlerimizi test ediyoruz ve neden onlara inanmadığımızı sorguluyoruz. Bu yaştaki öğrenci grubu daha çok felsefi sorularla yönlendiriliyor. Bizler de öğrencileri yönlendiren rehberleriz. Öğrencileri yönlendiriyoruz, çünkü aynı şeyleri düşünüyoruz; onlar sadece biraz daha duygusal ve bizden daha açıklar, algılayabilirler bazı şeyleri.”



Dersi nasıl organize edeceğini düşünürken, bir eğitimci olarak kendi fikirlerini de test etmeye başladı. Sınıftaki öğrencileri gibi o da düşünmeye başladı.

“Bu, eğitimcilerin gücü kontrol etmediği yani otorite konumunda olmadıkları, değişik bireğitim metodu” dedi. “Bu sınırları yıkıp, kendini eşit görmeye başlamak gibi bir şey. Öğrenebilmek için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Anlamlı ve mantıklı bir hikaye oluşturmaya çalışıyoruz.”

Bilinmeyene doğru uyum sağlamak

Başta otorite konumunda bir öğretmenin olmaması, ilk başta öğrencilerin doldurmaya isteksiz oldukları bir boşluk havası uyandırdı. “İlk başta buna inanmadılar.” dedi Henstrand. “Sonra bunu korkutucu buldular çünkü pasif bir şekilde oturup birinin onlara ne yapacağının söylenmesine alışmışlardı. Ve onlara ne düşündükleri soruldu; çoğu düşüncelerine böylesine saygı gösterildiğine ilk defa tanıklık ettiklerini söylediler. Onlar ki her zaman bir komut almaya ve şunları duymaya alışmışlardı: ‘Ne öğrenmeniz gerektiğini ben biliyorum ve sizlere bunu öğreteceğim.’”

Henstrand derste onların derece derece nasıl yeni buldukları özgürlüğe adapte olduklarını izledi. “Tüm insanlar otonomi ve yaptıkları için bir onay isterler.” dedi. “Bazı öğrencilerin daha fazla onlara ne yapılması gerektiğini duymaya ihtiyaçları var; benim hissiyattım şu ki sadece kendi kaderlerini ve kendi öğrenimlerini yönetme gücü karşısında biraz huzursuzlar.”

“Öğrenciler sınıfı oluşturur, yaratır.” diyor Henstrand. “Bu plansız, kendiliğinden oluşan bir durum, söyledikleri şeyler hariç tabii. Bu tüm eski modelleri yıkan bir sistem.”

Bir konuşturma başlatıcısı olarak, kendine yeni bir rol biçti. “Sorularımı yönlendiriyorum, fakat cevaplarım yok.” diyor. “Bir başka farklı eğitimci başka bir yaklaşım sunabilir. Hepimiz bir öğretim tekniği araştırıyoruz, fakat öğretmenler olarak öğrencileri yönlendiren bir şey bulmak zorundayız. Bu öğrencilerle hazır olmak, aynı sorular için tutkulu olmak, birlikte çalışabilmek, birlikte öğrenebilmek, yeni bir hikaye oluşturmak, tüm bunlarla alakalı bir durum.”

Öğrenciler bir bölüm başlığı geliştirmek ve değerlendirmelerini sergileyebilmek için diğer öğrencileri seçerler. Henstrand öğrencilerin sınıf dışında da sınıfta konuşulan konuları tartıştığını öğrenince bunu bir başarı olarak ele almaya başladı.

“Bir öğrenme kültürü oluşturuyoruz.” dedi Henstrand. “Ne düşündüklerini savunmaya başladılar her ne kadar düşündükleri aileleri ya da diğer yetkili figürler tarafından beğenilmese, eleştirilse bile. Kendi inançlarını test etmeye başladılar, aynı zamanda diğerlerininkini de… Sadece kanıt ve mantık istiyorlar. Artık hiçbir şeyi hemen kabul etmiyorlar, her şeyi sorguluyorlar.”

Diğer öğretmenler de bu gördüklerinden hoşlandılar ve işin içine dahil olmaya karar verdiler. Bu yüzden bu sene Henstrand, iş arkadaşlarına ‘Büyük Tarih’ dersinde danışmanlık yapıyor.

“Değişik bir kafa yapısı gerektiriyor.” diyor. Öğretmek, sınıftaki kişilerle birlikte olan ilişkini de baz alarak daha çok içsel bir yolculuk. Sen de kendini bu eşit seviyede görmeye istekli misin? Herkesin bunun için yeteneği var. Sadece neye inandığına bağlı… Bu sürece ve öğrencilerine inanıyor musun?

Kaynak :

http://www.ikincidort.com/ogretmen-bir-ogrenci-olabilir-mi/#

 http://blogs.kqed.org/mindshift/2013/11/subverting-the-system-student-and-teacher-as-equals/

19 Şubat 2015 Perşembe

Sınıfta oturma düzeni nasıl olmalı?

     Oturma düzenleri:


 Oturma düzenleri tek düze ise ve sürekli aynı yapı korunuyorsa, öğrenciler arka arkaya dizilen sıralarda oturuyor ve sadece birbirlerinin enselerini görebiliyorlarsa böyle bir ortamda sınıf ikliminin olumlu olması beklenemez. Çünkü bu ortam çocukların sağlıklı iletişim kurabilecekleri bir ortam değildir. Böyle bir durumda öğretmenin yapacağı şey, zaman zaman dersin, konunun, yöntemin özelliğine göre oturma düzenlerini değiştirmektir. Burada herhangi bir oturma düzenini ön plana çıkarmak yerine öğretmenin hangi oturma düzenlerini kullanacağına yaratıcılığı oranında karar vermesini beklemek daha sağlıklı olabilir.Bunların yanında sınıfın, öğrencilerin etkinlikler esnasında akran öğrenmelerini gerçekleştirebilecekleri eğitsel gezilere imkan sağlayacak şekilde düzenlenmesi sağlanabilir.




Sınıf içi değişik oturma düzeni örneklerini aşağıdaki tablodan inceleyebiliriz.

Bir Asırlık Öğretmen Mesleğin Sırlarını Anlattı

Öğretmenlik mesleğine gönül veren ve 42 yıl hizmet eden Saadet Berna, 97 yaşında hala okuldan okula koşarak genç meslektaşlarına "Model Öğretmen" olmanın sırlarını anlatıyor.



Öğretmenlik mesleğine gönül veren ve 42 yıl hizmet eden Saadet Berna, 97 yaşında hala okuldan okula koşarak genç meslektaşlarına "model öğretmen" olmanın sırlarını anlatıyor.Saadet Öğretmen, 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesi, kendi boyadığı perdeleriyle, renkli koltuklarıyla, zengin kütüphanesiyle kurduğu dünyasının kapılarını AA muhabirine açtı.Atatürk'ün naaşının Dolmabahçe'den Haydarpaşa'ya getirilirken onu havadan takip eden uçağı kullanan pilot eşi Turgut Berna'yı gururla, kalbi delik olduğu için kaybettiği 21 yaşındaki kızını gözleri dolarak ansa da oğlunu ve torunlarını düşünerek kendini mutlu edebilen güçlü bir kadın Saadet Berna.Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden 97 yaşındaki Saadet Berna, iki yıl önce de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafındanTürkiye'den "aktif yaşlı" seçilerek ülkeyi temsil etti.Dört çocuklu bir ailenin en küçük kızı olarak dünyaya gelen Saadet Berna'nın hem annesi hem de babası öğretmen.Öğretmen olabilmek için çok uğraştığını anlatan Saadet öğretmen, ortaokulu okuduktan sonra Eskişehir Lisesine devam etmek istediğini ancak kız olduğu için alınmadığını anlattı.Saadet Öğretmen, babasına okula devam etmek için çok ısrar ettiğini belirterek, "Babam 'üç kardeşin daha var, farklı bir şehre gönderemem masraflı olur' dedi. Bir sene ağlayarak geçirdim çünkü okumak istiyordum. Sonra bu isteğimi bilen Eskişehir Lisesi'ndeki Öğretmenler Kurulu'nun önerisiyle 1934'de İstanbul'daki Çapa Öğretmen Okulu'na gönderildim" diye konuştu.-"Dünyaya bir daha gelsem yine öğretmenlik mesleğini seçerdim "Atatürk ile ilgili anılarını gözleri dolarak anlatan Saadet Öğretmen, bir gün Atatürk'ün eğitim gördüğü okulu ziyaret ettiğini onu yakından görmenin kendisini çok heyecanlandırdığını söyledi.Atatürk'ün ülkenin düşmanlardan temizlenmesinin ardından öğretmenlere "Türkiye'nin geleceğini siz kuracaksınız", genç subaylara da "siz de memleketi koruyacaksınız" sözleriyle seslendiğini aktaran Berna, bu nedenle Atatürk'ün her iki mesleğe de büyük önem verdiğini vurguladı. Okuldan 1937 yılında mezun olduğunu ve meslek hayatına ülkenin çeşitli illerinde devam ettiğini ifade eden Saadet Berna, "Dünyaya bir daha gelsem yine öğretmenlik mesleğini seçerdim" dedi.Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Saadet Berna, öğretmenlere ara tatillerde kendilerini daha iyi yetiştirebilmeleri için kurs verilerek, sertifika alanlara da maaşlarına zam yapılması gerektiğini belirtti.Öğretmenlerin mesai saati kavramının olmaması gerektiğini vurgulayan Berna, "Öğretmenlerin mesai saatiyle kendini bağlaması doğru değil.  . .-"Öğretmenlik hiç bir mesleğe benzemiyor"Meslektaşlarını hiç bir zaman unutmadığını anlatan Berna, okullardan gelen teklifler üzerine deneyimlerini öğretmenlerle paylaştığını, ailelerle konuştuğunu ve öğrencilerle bir araya geldiğini anlattı.Öğretmenlik mesleğinin hiç bir mesleğe benzemediğini dile getiren Berna, "Öğretmenin pedagojik formasyonu olacak yani mesleği uygulama bilgileri olacak, dalında uzman olacak, bir de genel kültürü olacak, çocuklara gelin araştıralım bunu diyecek" ifadesini kullandı.Özel bir okulda müdürlük yaparken birinci sınıf öğrencilerini uyum eğitimi için bir hafta önceden eğitime başlattığını anlatan Berna, bugün de bu uygulamanın olmasının kendisini mutlu ettiğini dile getirdi.Berna, "Öğretmen yaşamıyla model olmalı. Araştırıcı, inceleyici olmalı, geleceğe dönük olmalı, sabırlı olmalı ve sade bir yaşam içinde olmalı" dedi.Emekli öğretmenlerin bütün Türkiye'yi dolaştıkları için pek çok konuda bilgisinin olabileceğine, tecrübelerinden faydalanılabileceğine dikkati çeken Berna, aileler çocuğuyla, yaşamıyla ilgili konularda emekli öğretmenlere danışabileceğini sözlerine ekledi.

İsimler Ne Halde ?

“Somut işlemler döneminde olan öğrencilerimize soyut kavramları öğretmek için nasıl bir yol izlemeliyiz?” Sorusundan yola çıkarak soyut kavramları somutlaştırarak derslerimizi işlemeye gayret ediyoruz.

Bu hafta Türkçe dersimizde “İsmin Halleri” konusuna giriş yaptık. Konumuza günlük hayattan yola çıkarak “5 Beş Kardeş “ hikâyesi ile başladık. (Dikkat çekme)

Hikâyemiz şu şekildeydi:

Günlerden bir gün başparmak, işaret parmağı, orta parmak, yüzük parmak ve serçe parmak (beş kardeş) çok kavga etmiş. ( Burada bu beş parmağın, kardeş olduğu söylenir.) Aslında bu beş kardeş hep kavga ederlermiş. O gün de kardeşler oyuncak kavgasına tutuşmuşlar. Hemen hemen her gün kavga etmelerinden sıkılan babaları, bu beş kardeşe bir ders vermek istemiş. Onları kimsenin olmadığı ıssız bir adaya götürmüş. Adaya çocuklarını bırakırken adadan kurtulmalarının mümkün olduğunu ellerine on beş kelimenin yer aldığı bir kâğıt bırakacağını söylemiş. Kâğıdı bırakırken de kâğıttaki kelimelerin ortak bir özelliğinin olduğunu, eğer şifreyi çözerlerse adadan kurtulabileceklerini söylemiş ve gitmiş.

Hikâyemiz burada kesilir ve hikâyede verilen on beş kelime ismin hallerine göre sınıflandırılır. Burada öğrencilerin ismin yalın halinde ek almadığını ve diğer kelimelerde eklerin olduğunu bulmaları için yönlendirici sorular sorulur. (Kaynakça: http://ogrenmeningizemi.blogspot.com.tr/2015/02/s-u-el-i-nhaller-i-ne-debak-merhabalar.html)

Hikâyeden sonra öğrencilerle ismin halleri tek tek açıklanır. Açıklama yaparken “ev” kelimesinden yola çıkılır. Ev kelimesinden yola çıkmamızın nedeni ise onların günlük hayatınla daha çok bağlantı kurabilmelerini bekliyor olmamız.


Bodrum Evleri ile İsmin Hallerini Öğreniyoruz.


Öğrencilerimize 5 tane mavi, 3 tane beyaz renkte kağıt verdik. Beyaz kağıtlara 5 tane Bodrum evi çizip kesmelerini istedik. ( Yönergelerini vererek)  Üzerinde 4 tane kız resmi olan bir kağıt verdik ve kız resimlerini kesmelerini istedik. (Kağıtlardaki çocukların kız olmasının nedeni   kadının toplumun her alanında etkin rol oynaması gerektiğinin önemini vurgulamaktı.) Öğrencilerimizin kestikleri evleri tek tek mavi kağıtlara yapıştırmalarını istedik.Öğrenciler   kestikleri resimlerin 4 tane, fakat ev resimlerinin 5 tane olduğunu söylediler ve bunun nedenini sordular. Buradan yalın halde olacak eve resim  yapıştırmamaları sonucunu çıkartmalarını bekledik.

İsmin ayrılma haline evinden ayrılan ve üniversiteye giden bir öğrenciyi,
İsmin yönelme haline üniversiteyi bitiren ve artık evine dönen bir öğrenciyi,
İsmin belirtme haline uzaktan özlemle evini gösteren bir öğrenciyi,
İsmin bulunma halini de ailesi ile yaşayan bir öğrenciyi tasarlamalarını istedik.




Daha sonra bakın nasıl ürünler ortaya çıktı…











18 Şubat 2015 Çarşamba

Eğlenceli Fen Bilgisi! :)

   Fen Bilgisi dersimizin bu dönem ilk konusu canlılar. Çevremizdeki varlıkları listeleyerek dersimize başladık. Tüm varlıkları listeledikten sonra özelliklerini düşünerek gruplandırmalarını istedik. Öğrencilerimiz saydıkları varlıkları canlı ve cansız varlıklar olarak iki gruba ayırdılar. Canlı varlıklar üzerinde çalışacağımızı söylediğimizde heyecanlarını gözlemlemek çok keyifliydi J

   Canlı varlıkları belirledikten sonra neden bu varlıklara canlı varlıklar diyoruz sorusunu yönelttik. Canlı olmalarını hangi özelliklerinden anlıyoruz, neleri yapabiliyorlar ki bu varlıklara canlı diyebiliyoruz sorularıyla konuyu derinleştirmeye çalıştık. Öğrencilerin yaptıkları yorumlar ve önermeler oldukça ilginçti J

   Canlıların özelliklerini sınıf tartışmasıyla belirledikten sonra öğrencilere renkli kağıtlar dağıtarak bu özellikleri resimleyerek ve kısa cümlelerle açıklayarak anlatmalarını istedik. Ortaya aşağıda göreceğiniz oldukça renkli çalışmalar çıktı J







   Bu sene 3. Sınıflar müfredatına konan fen dersinin öğrencilerin ilgisini çok çektiğini, araştırma ve merak duygularını artırıp onları çevrelerinin farkında olmaya biraz daha yaklaştırdığını gözlemlerimize dayanarak söyleyebiliriz sanırım J

11 Şubat 2015 Çarşamba

Betimleme Kelimelerle Resim Yapma Sanatıdır.


   Bu hafta Türkçe dersinde konumuz betimleyici anlatım tekniği.    Konuyu nasıl daha dikkat çekici hale getiririz diye düşünürken  kayıp suçluları bulmak için polislerin robot resimleri nasıl çizdikleri ile ilgili bir video izleterek konuya giriş yapmak geldi aklımıza.  Robot resim ile suçlunun gerçek görüntüsünün birbirine benzemesi için çizerin çok yetenekli olmasının yanında, anlatıcının da suçluyu  oldukça ayrıntılı bir şekilde tasvir etmesi gerekiyor. Konu çocuklarda oldukça merak uyandırdı. Konuya yardımcı olması açısından aşağıdaki linkten yararlanılabilir.

http://onedio.com/haber/19-robot-resim-ile-gercegi-arasindaki-farklar-benzerlikler-354310



   Daha sonra konuyu pekiştirmek için  neler yapabiliriz diye düşünürken internette "Sesli Betimleme Derneği" diye bir derneğin sayfası ilgimi çekti.  Bu dernek  2011 yılından bu yana sinema, tiyatro, seminer ve konferans gibi alanlarda engellilerin de bilgiye herkesle eşit biçimde erişebilmeleri için , görme engelliler için sesli betimleme, işitme engelliler için yazılı betimleme ve işaret dili çevirileri yapıyor. Derneğin sayfasını derinlemesine incelerken arşiv bölümünde  bir tane sesli betimleme videosu dikkatimi çekti. (çünkü videonun adı "Bodrum Rüyası"   : ) )

   Bu videoyu çocuklara önce görüntüsüz, sadece dinleterek anlatılanları kafalarında canlandırmalarını istedik. Daha sonra da videonun görüntülü halini tahtaya yansıttık. Kafalarında canlandırdıkları ile videodaki gerçek görüntü arasındaki benzerlikleri ve farkları sorduk ve anlatıcının ne kadar detaylı ve akıcı bir dille anlattığına dikkat çektik. Sonrasında böyle harika bir fikirle yola çıkan bu derneğin çalışmalarından bahsederek bu sosyal sorumluluk projesine de dikkat çekmiş olduk.


Sesli Betimleme Derneği
                                                                          Bodrum Rüyası


   Sıra geldi öğrencilerin betimleyici anlatım yaparak bir metin yazmasına. Tahtaya çözünürlüğü yüksek bir Bodrum evinin fotoğrafını (aşağıdaki) yansıtarak Bodrum'u hiç görmeyen bir arkadaşlarına betimleyici anlatım tekniğini kullanarak bir mektup yazmalarını istedik. Sonuçları henüz değerlendirmedik ama öğrencilerin yazarken heyecanlı olmaları ve kafalarını kağıttan kaldırmadan yazmalarını görmek bizi çok mutlu etti. :)


Ortaya Çıkan Birkaç Ürün






6 Şubat 2015 Cuma

“EYVAH OKULLAR AÇILIYOR!” yerine “YAŞASIN OKULLAR AÇILIYOR!



“EYVAH OKULLAR AÇILIYOR!” yerine
“YAŞASIN OKULLAR AÇILIYOR!”

Tatilim, rahat huzurlu tatilim… İstediğim saatte yatıp, istediğim saatte kalktığım, kafama göre takıldığım, bol bol bilgisayar oyunu oynayıp, arkadaşlarımla takıldığım, sınavsız, öğretmensiz, kitapsız, huzurlu tatilim…


Tatilin sonu yaklaşıp, okula dönüş için geri sayım başladıkça çocukların, hele de ergenlerin iç sesleri, fark etseler de etmeseler de, bu ve benzeri düşüncelere bürünür. Çünkü “işe” koyulma vakti gelmiştir. Kurallarını kendilerinin belirledikleri eğlenceli günlerin bittiği okulun zil sesiyle resmileşecektir. Hele bir de sınav senesiyse, ortaokulu bitirip de yeni bir okulda liseye başlayacaksa, arkadaşlarıyla tatil öncesi sorunlar yaşamışsa, derslerinde başarılı olamayacağını düşünüyorsa, okulda başının belası birileri varsa, görünüşünü beğenmiyorsa, ya aşık olduğu çocuk ona yüz vermezse, sivilceleriyle dalga geçerlerse ya da diş telleriyle… Bu liste uzayıp gidebilir… Okulun açılması çocuğunuz için büyük bir stres kaynağı olabilir. Ne de olsa bir yaş daha büyüdü ve sorumlulukları biraz daha arttı. Bir de ergenliğin kendi sıkıntıları eklenince zor birkaç hafta sizi bekliyor olabilir.
Eğer çocuğunuzun enerjisinde bir azalma olduğunu, asabi davranışlar sergilediğini, arkadaşlarından ya da aileden uzaklaştığını, daha önce çok ilgili olduğu konulara ilgisiz davrandığını kısacası artık “kendi gibi olmadığını” fark ederseniz, çocuğunuz okulun başlamasıyla ilgili sorunlar yaşıyor olabilir. Özellikle ergenler anne-babasıyla konuşmak yerine arkadaşlarıyla konuşmayı tercih ettikleri için iş yine size düşüyor. Tüm iletişim seçeneklerini deneyip çocuğunuzun size açılmasını yine siz sağlayacaksınız. Aman dikkat! Okulun başlamasına yönelik yaşadığı sıkıntılar farklı sorunları da işaret ediyor olabilir. Belki de çocuğunuzun öğrenme güçlüğü var ama henüz tanısı koyulmadı… Kısacası ipuçlarını doğru değerlendirmek ve sorunun temelinde yatan gerçeği bulmak sizin yaklaşımınıza bağlı. Gerekirse profesyonel destek almaktan da kaçınmayın…
Panik yok… Çocuğunuzun o ya da bu nedenle okulun başlaması ile ilgili sorunlar yaşadığını fark ederseniz günlük hayatınızda yapacağınız birkaç küçük değişiklik ile okulun ilk günlerinin daha kolay geçmesini sağlayabilirsiniz.

Yaşasın okullar açılıyor!
Evet… Evde bu havayı estirmelisiniz. Okul sorumluluk demek olsa da eğlenceli tarafları da var, öyle değil mi? O halde eğlenceli taraflara yoğunlaşıp, okula dönüş algısını olumluya çevirmek elinizde. Sizin enerjiniz çocuğunuza da yansıyacaktır. Haydi o zaman! Bir “okula dönüş partisi” düzenlemeye ne dersiniz?

Her şeyin başı uyku!


Uykusuz kaldığımız günler her şeye daha olumsuz baktığımız günler değil midir? Vücudumuz yorgun, beynimiz yorgun… Nesi güzel olabilir ki bu durumun? İşte o yüzden okul açılmadan en az 1 hafta önce geç yatıp, geç kalkmalara son vermek gerekir. Ergenler ile bunu yapmanın zor olduğunu biliyorum. Ama akşamları ekran sürelerini azaltıp, belli bir saatte odalarında sakin vakit geçirmelerini sağlayabilirsiniz. Her çocuğun mutlaka bir ilgi alanı vardır. Kitap okumak, resim çizmek, hayal kurmak, müzik dinlemek… Çocuğunuzun sakin vakit geçirme yöntemini biliyorsunuzdur, onu buna teşvik edin.
Akşam erken yattık, sırada sabah erken kalkmak var. Burada da yaratıcı olmalısınız biraz. Çocuğunuza onun itiraz edemeyeceği bir sorumluluk verip, sabahları erken kalkmasını sağlayabilirsiniz.

Planlayın ve Düzenleyin!
Zaten uyku düzenini oluşturmakla bunun ilk adımını attınız. Sırada fiziki ortamın planlanması var. Çocuğunuz odasında ders çalışıyor ise, bu ortamın da okula hazır olması gerekiyor. Odadaki tatil fazlalıklarının yavaş yavaş dolaplara girme vakti. Şöyle düzenli bir çalışma masası okulun ilk haftalarında en büyük yardımcınız olabilir.

Kurallar yeniden iş başına!
Tatilde evin geçerli kuralları alt üst oldu değil mi? Şimdi onları hatırlamanın, hatırlatmanın ve yeniden uygulamanın tam vakti! Okulun açılmasını beklemeyin. Geç kalırsınız!


Beklentilerinizi belirleyin…
Okullar açılıyor. Çok güzel. İyi de bu yıl nasıl bir yıl olacak ya da olmalı? Çocuğunuzdan beklentileriniz ne? Onun beklentileri nedir? Zayıf olduğu dersi mi düzeltmeli sadece? Tüm derslerinden elde etmesini istediğiniz başarı nedir? Bu beklentiler için neler yapması gerekiyor? Sizin yapmanız gerekenler neler? Bunları çocuğunuzla açık bir şekilde konuşmalısınız. Tabi üzerinde var olan “okul” baskısını arttırmadan, tatlı tatlı… Unutmayın, çocuğunuz kimliğini oturtmaya çalıştığı bir dönemde. Yeterli bağımsızlığı verip onu yönlendirmeniz gerekiyor. Yönetmeniz değil…

Okul malzemelerini, formasını okul açılmadan hazır edin!
İnsanı fikren bir şeye hazırlamanın en kolay ama belki de en etkili yolu… Düşünsenize tatil valizini hazırladığınızda ya da bir toplantıda giyeceğiniz kıyafeti seçtiğinizde kendinizi daha hazır hissetmez misiniz? O halde? Bırakın bilinçaltı da size destek olsun…

Okul sonrası için gerekli ayarlamaları yapın
Çalışmıyorsanız, çocuğunuz eve geldiğinde dinlenebileceği, huzurlu bir ortam olmasına dikkat edin. Mesela temizlik günüyse özellikle onun odası çoktan bitmiş olmalı. Ufak bir sohbetin de ilişkinizi güçlendirip onu rahatlatacağını unutmayın..
Çalışıyorsanız, çocuğunuz okuldan geldiğinde muhtemelen evde olamayacaksınız. Düzenli bir yardımcınız ya da size bu konuda destek veren anneniz/babanız yoksa çocuğunuza kapıyı açacak, atıştırmalık bir şeyler verecek ve ödevlerini yapması konusunda yol gösterecek birisine ihtiyacınız olacak. Aramalara hemen başlamakta fayda var. Eğer çocuğunuz tüm bunları kendisi yapabilecek yaştaysa size düşen sadece gerekli güvenlik tedbirlerini almak. Ve belki en sevdiği tatlıdan bırakmak.

Rahatlayın!
Okul açılmadan önce, çocuğunuzla birlikte şöyle keyifli bir şeyler yapmaya ne dersiniz? Ne isterseniz! Yeter ki birbirinize vakit ayırın, havadan sudan ve okuldan konuşun. Birlikte şöyle bir kafanızı rahatlatın. Özellikle okul döneminde, ne olursa olsun, onun yanında olduğunuzu hissettirin. Çocuğunuz için bundan daha güven verici bir şey olamaz.



Aslında tüm bu gerginlik, stres, ayak direme –eğer kronik bir sorun yoksa- okulun kapısından adım atana kadar, biliyorsunuz değil mi? Birkaç gün sonra yine okul döngüsüne alışacak; arkadaşlarıyla teneffüste koşturmak için zili kollayacak, en sevdiği derslere heyecan içinde girip, sevmediklerinde biraz zorlanacak. İnsan yapısı gereği mevcut durumunu değiştirmeye hep direnç gösterir, rahatını bozmak istemez. Siz çocuğunuzun o adımı atması için gerekli ortamı hazırlayın, sonrasında gerektiğinde destek vermek üzere sadece izleyin.
Çocuğunuzun hayatında güzel izler bırakacak, başarılı ve keyifli bir okul dönemi dileğiyle…

http://www.izkocluk.com/blog/amator_veli_terfi_ediyor__2

Sitesinden alıntıdır.

KAYNAKÇA
http://drmommyonline.com/getting-teens-ready-to-go-back-to-school
http://parentingteens.about.com/od/education/a/back_to_school.htm
http://www.greatschools.org/back-to-school/preparation/71-back-to-school-blues.gs?page=all
http://psychcentral.com/news/2006/08/07/control-back-to-school-anxiety/160.htm